Haber

Doğum korkusu nedir?

Doğum korkusu ile ilgili merak edilenleri Emsey Hospital doktorlarından Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Orhan Karaca anlattı.

Tokofobi nedir?

Genel olarak tedirgin, evhamlı, acı eşiği düşük olan, karamsar veya doğum ile ilgili kötü deneyimleri olan veya kötü hikayeler duymuş olan kişilerde yaygın olarak görülebilen tokofobi, doğum korkusu anlamına gelen ciddi bir psikolojik problemdir. Kadınlar doğum ağrılarından, bebeklerinin veya kendilerinin zarar görebileceğinden korkarlar. Neyse ki, kişinin depresyona girmesine bile sebep olabilecek bu tür korkuları psikolojik destek ile aşmak mümkün.

Doğum korkusunun nedenleri nelerdir?

Öğrenilen korkuların yanı sıra kişinin kaygı düzeyi, mizacı ve deneyimleri de tokofobi oluşmasına neden olabilmektedir. Kaygı düzeyi yüksek kişilerde bilinmeyenden doğan korku daha yoğun olduğundan özellikle ilk doğumlarda tokofobi görülme oranı çok yüksek olmaktadır. Filmlerde gördüğümüz o korkunç doğum sahneleri, anlatılan negatif doğum hikayeleri gibi pek çok faktör, doğum algımızın değişmesine ya da yanlış şekillenmesine neden olabiliyor. Aynı şekilde eşlerinin veya kendisinin aile öyküsünde genetik rahatsızlık olan kadınlarda da çocuklarının hasta doğma endişesi ile doğum korkuları oluşabilmektedir. Hazır hissetmeden hamile kalan kadınlarda da bebeğe nasıl bakacaklarını bilemediklerinden tokofobi oluşabilmektedir.

Tokofobinin nedenleri nelerdir?

Tokofobi birincil, ikincil ve üçüncül olmak üzere üç kategoriye ayrılır.

Birincil tokofobide sürecin başlangıcı çocukluk dönemine kadar uzanabilir, kişilerde cinselliğe karşı bir önyargı veya soğukluk görülmez ancak hamile kalma fikrine dahi tahammül edemezler. Nedeni genellikle dinledikleri korkunç doğum hikayeleri olmaktadır. Küçük yaşlarda annelerinin doğum sancılarına tanık olan çocuklarda da görülebilmektedir. Annelerini kaybetme korkusu yaşayan çocukların bilinçaltlarında doğum yapmanın kötü olduğu fikri yer edebilir. Aile geçmişlerinde sakat doğumların yoğun olduğu kadınlarda da çocukları için duydukları endişe nedeniyle tokofobi oluşabilmektedir. Bu tokofobi türünde bireyler hamile kalmaktan kaçınmak için her yolu denerler, hamile kaldıklarında ise kürtaj yoluyla hamileliği sonlandırmayı tercih edebilirler. Aşırı alkol alarak, yüksek yerlerden atlayarak veya ağır şeyler taşıyarak da bebeği düşürmeye çalışabilirler. Çocuk sahibi olmakta kararlı olan tokofobikler ise doğum yöntemi olarak sezaryeni tercih ederek doğum anını yaşamaktan kaçınırlar. Doğum onlar için kanlı ve korkunç bir olaydır ve o anı yaşamaktan kesinlikle kaçınırlar.

İkincil tokofobilerde; korku bir travmanın ardından başlar, genellikle ilk doğumu zorlu geçen ve bebeği ölü ya da sakat doğan kadınlarda görülür. Bebek hakkında duyulan endişe ilk doğumda korku yaşamayan kişilerde dahi tokofobi doğmasına neden olabilir. Bebeklerini kucaklarına alana kadar sürekli nasıl bir bebekle karşılaşacaklarını düşünerek kötü senaryolarla korkularını daha da artırırlar. Doğum dışında, yaşadıkları ciddi kazalar da ölüm korkusuna kapılmalarına ve doğum anını endişeyle beklemelerine neden olabilir. Hamilelik esnasında bir yakınlarını kaybetmeleri de yine travma yaratacağından tokofobiye yol açabilir.

Üçüncül tokofobilerde ise hamilelik dönemi depresyonuna eşlik eden tokofobidir. Bu türde, kadınlar hamilelik öncesinde herhangi bir korkuya sahip olmakları halde hamilelik esnasında büründükleri depresif duygu durumlarına bağlı olarak tokofobiye kapılabilirler. Mutsuz giden evlilikleri ve hayatlarının istedikleri gibi gitmiyor oluşu doğum olayını bir felaket olarak görmelerine neden olabilir.

Tokofobi’nin önüne nasıl geçilir? Bu konuda neler yapılmalı?

Tokofobi sahibi kadınlar terapiler ile bu korkularından tamamen kurtulabilmektedir. Kendilerinde böyle bir korku olduğunu fark ettikleri andan itibaren terapilere başlamaları kısa sürede atlatabilmelerini sağlayacaktır. Hamile kalmadan önce korkularının farkındalarsa terapiye başlayarak daha sağlıklı bir hamilelik süreci geçirme şansını da yakalayabilirler. Doğum esnasında yanlarında güvenilir birinin olacağını bilmek de korkunun azalmasına yardımcı olacaktır, bu nedenle tamamen güvenebilecekleri bir uzmanla görüşüyor olmaları rahatlamalarını sağlayacak ve endişelerini dindirecektir. Zor gerçekleştirdikleri doğumlarla ilgili anılarını anlatmak isteyen kişilerden uzak durarak da olumsuz fikirlere kapılmaktan kurtulabilirler. Özellikle ilk kez anne olacaklarda bebeğe nasıl bakacaklarını bilemediklerinden duydukları endişe de tokofobiye neden olabileceğinden doğuma hazırlık kurslarına katılarak bu durumdan kurtulabilirler. Hamilelik sürecinde yanlarında yakınlarının olması ve eşlerinin desteği sürecin daha kolaylıkla atlatılmasını sağlayacak, korkuları geride bırakmalarına yardımcı olacaktır.

Doğumla ilgili size söylenmeyen şeyler var! Doğumla ilgili size söylenmeyen şeyler var!

Hamile Eğitmeni Esra Ertuğrul’un doğum korkusu olan kadınlara özel önerileri…

Doğum korkusu her gebenin hissettiği bir duygu olup doğum yaklaştıkça artar. Onun için normal veya sezaryen doğum planlarken her ikisiyle baş etmenin yolu; yaşanılacak olayı iyice bilmek ve ona hazırlanmaktır. Kadın, öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamamaktan korkuyor. Ayrıca yabancı bir ortamda yalnız ve çaresiz kalmaktan, bebeğin başına kötü bir şey gelmesinden, doktora ya da hastaneye ulaşamamaktan korkuyor. Normal doğum olarak adlandırılan vajinal doğumun doğum sonrası cinsellikten zevk almayı olumsuz yönde etkilediği düşüncesi de endişeye yol açabiliyor.

Yalnız normal doğumdan değil bazen sezaryenle doğum yapmaktan da korkuyor kadınlar… Bu korkuları; anestezi korkusu, bilinci kaybettikten sonra kontrolün tamamıyla başkalarının elinde olması, ameliyat esnasında ve de sonrasındaki ağrılar, operasyon sonrası iyileşme döneminin uzun olması şeklinde sıralayabiliriz. “Ya bayılıp tekrar ayılamazsam? Sonuçta bu bir ameliyat ve her ameliyatın riskleri vardır! Kontrolü tamamen kaybedeceğim ve bebeğimi herkesten sonra ben göreceğim!” gibi düşünceleri olabiliyor kadının. Annelik kimliğinin yerleşmesinde doğum tecrübelerinin yeri büyüktür. Doktor ve hemşirelerle işbirliği içerisinde, ağrıya ya da paniğe yenik düşüp kontrolü kaybetmek sizin gerçekleşen başarılı bir doğum sonrasında kadının kendine güven duygusu artıyor, bununla birlikte annelik yetenekleri konusundaki özgüvenini de artırıyor. Ve ne şekilde doğum yapmış ne kadar acı çekmiş olursanız olun aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz oluyor. Aslında insan bilmediği şeyden korkar. Bu nedenle korkuyla başa çıkmada ilk adım yeterli bilgi edinmek olmalı. Onlara hamilelik süreci ve doğum hakkında bol bol okumalarını, kaygılarını ve korkularını ise doktorlarıyla aylaşmalarını öneriyorum.

Doğum korkusuyla baş edebilmek için:

  • Sağlıklı bilgi edinin: Doktorunuzla mutlaka konuşun.

  • Nelerden korktuğunuzu bilin: Fiziksel ve duygusal endişelerinizi ayırt etmelisiniz.

  • Doğum sonrasında hayatınızı düşünmeye çalışın: Doğuma sizinle kim gelecek, evde size kim destek olacak bunları doğumdan önce mutlaka planlayın.

  • Kendinize vakit ayırın: Doğum öncesinde kendiniz rahatlatmak, stresini azaltmak için bir takım aktiviteler yapın.(rahatlama ve gevşeme egzersizleri buna bir örnek)

  • Yardım alın: Doğum korkusu günlük yaşamınızı olumsuz etkilemeye başlarsa ve bunlarla tek başınıza baş edemediğinizi hissederseniz profesyonel yardım alın.

Özetlemek gerekirse doğum korkusuyla başa çıkmada ilk adım anne adayının kendisini en çok endişelendiren konuyu iyi bilmesi, bunu doktoruyla ya da doğum öncesi kurslara katılarak çözmeye çabalaması, çabalar yetersiz kaldığında bireysel bir psikolojik destek alması olmalıdır. Doğuma eşin katılımı özellikle yabancı bir ortamda (doğumhane) yalnız kalma korkusuna yardımcı olmaktadır. Bunun yanında doğum personelinin doğum sırasındaki pozitif ve destekleyici tutumları, anneyi doğum süresince bilgilendirmek ve bir sonraki aşamanın ne olduğunu anlatıp doğuma onun da katılımını sağlamak annenin kontrol duygusunu güçlendirecek ve korkusunu azaltacaktır. Korku azaldığında ağrı kesici ihtiyacı da azalmakta ve doğum süresi kısalmaktadır. Ne şekilde doğum yapmış olursanız olun, unutmayın, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz olacaktır.

Doğum yöntemi neden önemli? Doğum yöntemi neden önemli?
Dünyadan doğum adetleri

Tüm dünyada, günde ortalama 360.000 bebek doğuyor! Doğum dünyanın her yerinde aynı olsa da, gelenekler, adetler ve doğum ile ilgili inanışlar kültürden kültüre farklılık gösterebiliyor…

11Bali: Plasentayı Gömmek Bali’de ve çevre ülkelerde plasentayı gömmek çok eski bir gelenek. Bizim kültürümüzde de ‘bebeğin eşi’ olarak anılan plasenta, Bali kültüründe çok eski zamanlardan beri canlı ve önemli bir organ olduğu için saygı görüyor. Geleneğe göre doğumdan sonra plasenta temizleniyor, kilden bir kaba ya da bir hindistancevizi kabuğuna konuluyor. Hindu felsefesine ait bazı kadim semboller bu kabın üzerine işleniyor. Kabın içindekiler özel beyaz bir kumaşa sarılıyor ve eğer bebek erkekse, bu ‘plasenta kabı’ özel bir ritüelle evin kapısının sağ tarafına gömülüyor. Bebek kızsa da aynı şekilde, evin soluna gömülüyor. Eğer evin bahçesi gömme töreni için uygun değilse, ‘plasenta kabı’ okyanusa da atılabiliyor. Plasenta gömüldükten sonra dualar, mantralar okunuyor, tütsüler yakılıyor. Mümkünse gömülen yerin yakınına, hayvanlardan ve kötü ruhlardan korumak için, bir Pandunus ağacı (bir tür mini-palmiye) dikiliyor. 42 gün boyunca evde bir tütsü ve mum yakılıyor. Plasenta ve ağacı da bebek beslendikçe, yıkandıkça besleniyor ve onun hayatının bir parçası olarak kabul ediliyor… Brezilya: Hediyeleşmek Tüm dünyada yeni doğum yapmış olan anneye hediye götürme geleneği yaygın. Ancak Brezilya’da, anneyi ve bebeği görmeye gelen misafirlere hediyeler verilmesi geleneği yaygın. Hatta çoğu anne, hastaneye gelen misafirlerine hemen hediyelerini takdim ediyor! Almanya: Mutterpass Almanya’da da yeni annenin işini kolaylaştırmak ve bebeği rahat ettirmek için doğum sonrasında uygulanan bazı gelenekler yaygın. Ancak burada her hamilenin bildiği bir uygulama hala yapılıyor: Mutterpass adı verilen bir defter, hamileliğin başında anneye veriliyor ve hamilelik boyunca yapılan tüm doktor-ebe ziyaretleri bu deftere not düşülüyor. Böylece annenin ve bebeğin sağlık durumunun kaydı tutulmuş oluyor. İsrail: Brit Milah İsrail’de erkek bebeklerin doğumdan sekiz gün sonra sünnet edilmesini kapsayan ritüel boyunca bebeğin adı veriliyor ve duyuruluyor. Özel geleneksel yemeklerle kutlanan bu süreç, Brit Milah olarak adlandırılıyor. Japonya: Ansei Japonya’da hamilelik ve doğum ile ilgili gelenekler, temelde bizim kültürümüze de biraz benziyor. Sadece kadınların olduğu doğum odalarında ve doğum evlerinde doğum yapan kadınların, doğumdan sonraki üç haftayı evde geçirmesi bekleniyor. Kendi ailesinin evinde dinlenen ve anneliğe alışan kadına diğer aile üyeleri yardımcı oluyor. Hollanda: Evde Doğum Eski zamanlardan beri Hollanda’da günlük hayatın bir parçası olarak kabul gören doğum, bugün de çoğunlukla evlerde gerçekleşiyor. Tüm ülkede doğum yapan kadınların %20’si kendi evinde doğuruyor. Bu oran, diğer ülkelerdeki ev doğumlarına göre şu anda en yükseği. Nijerya: İlk Banyo Doğum sonrası anne ve bebek bakımı sıradan bir süreçtir ama Nijerya’da, ‘Omugwo’ geleneği çok önemseniyor. Bu geleneğe göre, bebeğin ilk banyosunu büyükanne veya teyzeler yaptırıyor. Anneye yalnız olmadığını ve destekleneceğini göstermek amacıyla, ilk aylarda ailenin kadınları lohusayla ve bebekle yakından ilgileniyor. Pakistan: Aqiqah Aqiqah, genel olarak bebeğin saçının traş edilmesini, bebeğe isim verilmesini ve bebek için kurban kesilmesini içeren bir dizi töreni içeren bir gelenek. Yalnızca Pakistan’da değil, bazı İslam ülkelerinde de sürdürülen bu törenler, bebeğin doğumundan sonraki yedinci, on dördüncü veya yirmi birinci günde yapılıyor. Amerika: Bebek Battaniyesi Amerika’nın genelinde, doğumun mucizesini sembolize eden benzer örnekte bebek battaniyeleri yaygın. Her yeni doğanın sarılı olduğu battaniyeler çoğunlukla el örgüsü, benzer renklerde ve modellerde oluyor. Hatta bazı hastanelerde bile bu geleneksel bebek battaniyelerine benzer özel hastane battaniyeleri veriliyor. Türkiye: Lohusa Şerbeti Her türlü tatlıya pek düşkün kültürümüzde, türlü çeşit şerbet de günlük hayatın bir parçası. Doğumdan sonra hazırlanıp hem yeni anneye hem de misafirlere ikram edilmesi adet olan lohusa şerbeti, bugün hala uygulanan bir gelenek. Bu şekerli, baharatlı şerbetin aynı zamanda anne sütünü artırdığı da biliniyor. Latin Amerika: Karantina Latin Amerika’daki ülkelerde, doğumdan sonraki dönem için “La Cuarentena” (Karantina) adı verilen bir gelenek sürdürülüyor. Lohusa kadın, altı hafta boyunca sadece kendisiyle ve bebekle ilgileniyor. Seks yok, ağır aktivite yok, hafif yiyecekler var! Ailenin geri kalanı evin işleriyle ilgileniyor ki yeni anne rahat etsin, bu altı haftayı anneliğe alışarak geçirebilsin…

Haber Kaynak : HTHAYAT.HABERTURK.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
HoliganbetRize escorttrabzon Escortofis taşımadeyneytmey boynuystu veyreyn siyteyleyrdeyneytmey boynuystu veyreyn siyteyleyrdeyneytmey boynuystu veyreyn siyteyleyrTesttest keywordOrjinal cialisescort bayanadıyaman escortankara escortyozgat escorttunceli escorttrabzon escorttokat escortşırnak escortsiirt escortmilas escortmarmaris escortkilis escortkars escortinegöl escorthakkari escortedirne escortdiyarbakır escortdenizli escortçorlu escortbodrum escortbayburt escortamasya escortısparta escort